Prof.Dr. Hakan Günen
Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı
0542 411 87 42
 
Merhaba,
Sizlerle web ofisim üzerinden tecrübelerimi paylaşmaktan büyük mutluluk duyacağım.

Sağlık Dolu Günler Dilerim.
Kullanıcı Girişi
Beni Bu Bilgisayarda Hatırla
 
  Adınız Soyadınız
 
  E Posta Adresiniz
 
  Telefon
 
  Tahlil Dosyası Gönder
 
124923 Kişi siteyi ziyaret etti.
AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanserleri günümüzde dünyada en önemli ilk 5 ölüm nedeninden biridir ve her yıl yaklaşık 3 milyon insan bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde de 40 bin civarında vatandaşımızın bu hastalık nedeni ile her yıl yaşamını kaybettiği tahmin edilmektedir. Akciğer kanserinin en önemli nedeni diğer birçok hastalıkta olduğu gibi sigaradır. Tüm akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %80-90'ı sigaradan kaynaklanmaktadır. Diğer önemli nedenler arasında radyasyon, asbest, işyerinde ve çevresel olarak zararlı kimyasallara maruziyet ve başta kemoterapi ilaçları ve hormonlar olmak üzere bir çok ilaç sayılabilir.

Günde ortalama 1 paket sigara içenlerde akciğer kanserine yakalanma riski sigara içmeyenlere göre 15 kat, 2 paket içenlerde ise 30-40 kat artmaktadır. Pasif olarak sigara dumanı maruziyeti ise bu maruziyetin olmadığı kişilerle göre akciğer kanseri görülme riskini %30 oranında arttırmaktadır. Toplumda sigara içenler ve içmeyenler birlikte değerlendirildiğinde ortalama olarak her yıl yaşamını kaybeden 100 kişiden 5'inin ölüm nedeninin akciğer kanseri olduğu söylenebilir. Bununla birlikte altta KOAH gibi akciğerlerin yapısının ileri derecede bozan bir hastalığın varlığında ise akciğer kanserine bağlı ölüm riski %5'ten %30 gibi çok yüksek bir orana çıkmaktadır.

Akciğer Kanserinin Belirtileri

Tıpkı diğer kanserlerde olduğu gibi halsizlik, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi belirtiler akciğer kanserlerinin olmazsa olmazları arasındadır. Bununla birlikte öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, balgam ve öksürmeyle birlikte balgamla karışık kan gelmesi akciğer kanserlerine özel sık görülen şikayetlerdir. Hastalığın özellikle başlangıç dönemlerinde ortaya çıkabilen geçmeyen öksürük şikayeti çoğu kez dikkatlerden kaçmakta ve hastalığın erken yakalanması şansı kaybedilmektedir. Sigara içilsin veya içilmesin hiçbir uzun süren öksürük şikâyetinin normal olmadığı bilinmeli ve böylesi bir durumla karşılaşıldığında zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Buların dışında vücudun çeşitli yerlerinde ele gelebilecek her türlü yeni oluşum da, başta lenf düğümleri olmak üzere, dikkatlice değerlendirilmelidir.

Uzak organlara metastaz olması durumunda ise bu organların fonksiyonlarını bozar nitelikte şikâyetler oluşabilmektedir. Örneğin, beyin metastazı durumunda bulantı, kusma, denge kaybı olması veya konuşma bozukluğu görülmesi, kemik metastazı varsa kemik ağrısı, kemiklerde beklenmeyen kırıkların oluşması gibi durumlar çok sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Tüm bunlara rağmen akciğer kanserleri genellikle sinsi ilerler ve maalesef ileri evrelere kadar önemli bir belirti vermeksizin yayılmayı sürdürebilirler. Akciğer kanseri olan hastaların genellikle yaşlı ve hareketsiz olmaları, sigara içiyor olmaları ve çoğu kez ek olarak başka önemli hastalıklarının da olması nedenlerinden dolayı şikâyetler erken dönemde ortaya çıksalar bile çoğu kez göz ardı edilip uzun süredir var olan bu tip durumlara bağlanabilmektedir.

Akciğer Kanserlerinin Tipleri ve Özellikleri

Akciğer kanserleri genel olarak 2 grup altında sınıflandırılırlar

1 - Küçük hücreli akciğer kanseri (%25-30)

2 - Küçük hücreli dışı akciğer kanserleri: Epidermoid karsinom (skuamoz hücreli) (%25-30), adenokarsinom (%25-30), büyük hücreli karsinom (%5-10) ve diğerleri (%5'ten az)

Küçük hücreli karsinom tipi, kanser hücresinin bazı özelliklerinden, çok hızlı çoğalmasından ve erken dönemde uzak metastaz yapmasından dolayı diğer akciğer kanseri tiplerinden ayrı olarak sınıflandırılmaktadır. Daha çok akciğerlerin büyük havayollarına yerleşmeye meyilli bir tümördür.

Adenokarsinom ise sigara içmeyenlerde sık olarak karşımıza çıkan bir kanser türüdür. Adenokarsinom küçük hücreli akciğer kanseri kadar olmasa da hızlı çoğalma ve gene erken dönemde uzak metastaz yapma eğilimindedir. Daha çok akciğerlerin periferal bölgelerine yerleşmeye meyillidir. Epidermoid karsinom büyük hava yollarında lokalize olmaya eğilimli ve nispeten daha yavaş çoğalan ve metastaz yapan akciğer kanseri tipidir.

Büyük hücreli karsinom ise diğer akciğer kanserlerinden daha az sıklıkla karşımıza çıkan ve daha çok akciğerlerin periferik bölgelerine yerleşen bir kanser tipidir. Erken dönemde metastazları sık görülür. Diğer daha nadir görülen akciğer kanserleri arasında ise başta karsinoid tümörler olmak üzere bronşlardan, bronş bezlerinden ve akciğer parankiminden kaynaklanan birçok kanser sayılabilir.

Akciğer Kanseri Teşhisi

Akciğer kanseri teşhisini koymada en önemli unsurlar hastanın detaylı sağlık geçmişi hikayesi, sigara içip içmediği, şikayetleri, fizik muayene bulguları ve basit akciğer grafileridir. Bunların yardımı ile göğüs hastalıkları uzmanları büyük oranda akciğer kanseri ön teşhisini koyabilirler. Akciğer kanseri ile sıkça karışabilecek diğer hastalıklar mutlaka göz önüne alınmalıdır. Akciğer kanserine benzeyebilecek en önemli hastalıklar olarak, tüberküloz, zatürre, akciğer abseleri, akciğer kistleri ve organize pnömoniler sayılabilir. Akciğer kanseri ön teşhisinin konulmasını takiben, diğer karışabilecek durumların ayırımının yapılması, tedavinin yönlendirilebilmesine için kanser tipinin belirlenmesi ve kanserin yaygınlığının saptanması gerekir. Tüm bu amaçlara yönelik yapılması gereken başlıca işlemler şunlardır.

  1. Balgam sitolojileri
  2. Fiberoptik Bronkoskopi
  3. İğne biyopsileri
  4. Bilgisayarlı tomografiler
  5. Kemik sintigrafisi
  6. PET CT

Balgam sitolojisi:

Balgam sitolojisi yöntemi çok basit olarak hastadan balgam istenmesi ve bunun sitolojik incelenmesinin yapılması olarak tanımlanabilir. Böylece bazı hastalarda kanserin tipinin belirlenmesi mümkün olabilmektedir. Hastanın sadece balgam vermesi gibi çok kolay bir temele dayanmasına rağmen çok büyük santral tümörler dışında nadiren sonuç alınabilmektedir.

Fiberoptik Bronkoskopi:

Bu yöntem kanser tipinin belirlenmesine yönelik en sık başvurulan yöntemdir. Ucunda kamera olan fiberoptik bir kablo ile hastanın akciğerlerine burundan veya ağızdan girilerek direk olarak kanserin kendisinden veya etrafında biyopsi ile yıkama suları alınması esasına dayanır. Daha sonra alınan materyaller patolojik veya sitolojik olarak incelenmek sureti ile kanser tipi belirlenmeye çalışılır. İşlem esnasında hasta uyanıktır. Bronkoskopi öncesinde ve esnasında lokal anestezikler kullanımı ve bazen de sistemik sedatifler aracılığı ile hastanın işleme olan toleransı ve konforu arttırılmaya çalışılır. Deneyimli ellerde kolayca yapılan kısa süreli bir işlemdir (5-10 dakika). Bronkoskopi işlemi ayrıca akciğer kanserinin akciğerlerde ne oranda yayıldığı da göstermesi ve gelecek tedavilerin planlanabilmesi için yol gösterici olması açılarından da önemli bir işlemdir. Bazen bronkoskopi işlemi esnasında hastayı tedavi edici olmasa da rahatlatmaya yönelik olarak, kanserli doku üzerinde lazer uygulaması, yakma, dondurma, havayollarını balonla genişletme ve stent takılması gibi girişimler yapılabilmektedir.

Bilgisayarlı tomografi:

Bu metod teşhisten ziyade hastalığın ne oranda yayıldığı ve hastalığın evrelemesi hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Diğer yöntemlerle saptanamayan veya görülemeyen yayılımlar bilgisayarlı tomografi yöntemi ile daha net olarak görülebilir. Bölgesel olarak kanserli dokunun ne oranda yayıldığının tespitinden başka başta beyin, karaciğer ve sürrenal dokular olmak üzere akciğer dışı diğer organlara yayılımın saptanması açısından da önemli bir metottur. Bilgisayarlı tomografi metodu ile akciğer kanserinin daha doğru evrelemesinin yapılabilmesi ve uygun tedaviye daha kolay karar verilebilmesi mümkün olabilmektedir.

İğne biyopsileri:

Akciğer kanseri tipinin balgam sitolojileri veya bronkoskopik biyopsilerle belirlenemediği hastalarda akciğerdeki kanserli dokuya dışarıdan iğne batırılarak biyopsi alınması esasına dayanır. Böylece kanser tipinin tayini mümkün olabilmektedir. Bazı durumlarda uzak organ metastazlarına karar verirken de akciğer dışı şüpheli lezyonlardan iğne biyopsileri alınabilmektedir.

Kemik sintigrafisi:

Akciğer kanserlerinin en çok metastaz yaptığı organlardan biri olan kemik dokularının uzak metastaz yönünden kolayca taranmasını sağlar. Bu metod sayesinde de gene akciğer kanserinin daha doğru evrelenebilmesi, daha doğru primer tedavi modelinin oluşturulabilmesi ve ek bazı tedavilerin uygulanabilmesi için önemli bir akciğer kanseri tetkik metodudur.

PET CT:

Son 10 yıldır kullanıma girmiş ve son birkaç yıldır yaygın olarak uygulanmakta olan en gelişmiş lokal ve uzak metastaz tarama yöntemidir. Bu yöntem sayesinde akciğer kanserli dokuların akciğerlerde ve uzak organlarda yapmış oldukları yayılımlara daha kolay karar verilebilmektedir. PET CT'nin sağlamış olduğu ek bilgiler sayesinde daha doğru tedavi modelinin oluşturulabilmesi mümkün olabilmektedir.

Akciğer Kanserinin Tedavisi

Akciğer kanserlerinin tek ve kesin tedavi şekli cerrahi yöntemle kanser dokusunun ve ilişkili dokuların tamamen çıkarılmasıdır.

Küçük hücreli akciğer kanserinde cerrahi yaklaşım ihtimali hastalara teşhis konulduğunda maalesef kanser ileri evrede olduğundan %1-2 gibi çok düşük bir orandır. Küçük hücreli akciğer kanserlerinde tedaviye yönelik detaylı bir evreleme sistemi mevcut değildir. Daha çok hastalar yaygın olan ve olmayan evre olmak üzere 2 gruba ayrılırlar. Yaygın olmayan evre hastalarda küçük hücreli akciğer kanseri sadece akciğerlere lokalize olup radyoterapi için uygun bir bölgededir. Daha ileri durumlar yaygın evre olarak adlandırılmaktadırlar. Küçük hücreli akciğer kanserinde en önemli tedavi şekli Cisplatin bazlı kemoterapi uygulaması olup, kanserin yaygın olmadığı hastalarda kemoterapiye radyoterapi de eklenmelidir. Tedaviyi planlarken ve hastaya ne tip bir tedavi uygulanıp uygulanmayacağına karar verirken hastanın genel durumu, kanserin yaygınlığı, solunum fonksiyonları ve hastanın yaşı mutlaka göz önüne alınmalıdır. Küçük hücreli akciğer kanserli hastalarda uygun tedaviye rağmen 5 yıllık yaşam sansı %10'un altındadır.

Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde hastaların %20-25'inde cerrahi şansı yakalanabilmektedir. Bu tip akciğer kanserlerinin tedavisine karar verirken detaylı yakın ve uzak metastaz araştırmaları yapılmalıdır. Bu araştırmalar neticesinde hastalığın evresine karar verilmeli ve tedavi bu evreye uygun şekilde planlanmalıdır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde evreleme 4 aşamalıdır. Evre 1 ve 2'de hastalık lokal yani ilerlememiş olduğundan cerrahi şansı yüksektir. Bazen bu hastalara cerrahi sonrası kemoterapi uygulamaları da verilebilmektedir. Evre 3 hastaların sadece küçük bir grubunda cerrahi mümkün olabilmektedir.

Cerrahinin mümkün olduğu vakalara daha sonra kombine kemoterapi ve radyoterapi yaklaşımları uygulanmalıdır. Bunun dışındaki evre 3 hasta gruplarına (cerrahinin mümkün olmadığı) genellikle kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonu birlikte verilir. Evre 4 hastalarda ise birincil tedavi şekli kemoterapi uygulamasıdır. Bu hastalarda radyoterapi sadece semptomlara yönelik yani palyatif olarak özel bölgelere uygulanır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin kemoterapisinde de gene Cisplatin bazlı olmak üzere kanserin tipine göre değişik kemoterapi modelleri mevcuttur. Tüm akciğer kanserlerinde tedaviye karar vermede sadece evreleme yapılması yeterli olmayıp tedaviyi planlarken hastanın genel durumu, aktivite kapasitesi, kilo kaybı oranı ve solunum fonksiyonları bulguları önemlidir. Evreleme ile cerrahiye uygun bulunan hastalar bu parametrelerle değerlendirildiklerinde cerrahi için uygun bulunmayabilirler.

Örnek vermek gerekirse, genel durumu kötü ve yaşlı bir hasta evresi ne olursa olsun kemoterapi için uygun olmayabilir. Benzer şekilde, cerrahi veya radyoterapiye aday bir hastanın solunum fonksiyon testlerinin yetersiz olması bu işlemlerin yapılmasına imkânsız kılabilir. Evre 1 ve 2 hastalarda 5 yıllık yaşam şansı uygun ve doğru tedavi ile %50-60 iken bu oran cerrahi yapılabilen evre 3 hastalarda %20 civarındadır. Cerrahi şansı olmayan evre 3 ve 4 hastalarda ise 5 yıllık yaşam sansı %10'un altındadır.

Hastalarda cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi ihtimalinin olmaması veya hastaların önerilen bu tedavileri hiçbir şekilde kabul etmemesi akciğer kanserlerinde çok sık olarak karşılaşılan durumlardır. Bu tip durumlarda hastanın geri kalan ömrünü rahat bir şekilde geçirebilmesi için tüm şikâyetlerini ortadan kaldırmaya yönelik destek tedavileri verilmelidir. Bu tedavilerin başlıcaları arasında ağrı tedavileri, beslenme desteği, kan elemanlarını arttırıcı yöntemler ve öksürüğün ve bulantının baskılanması sayılabilir. Bu tip hastalarda ortalama yaşam süresi 6 ay civarındadır.

Sonuç:

Akciğer kanserli hastaların tedavisine karar verirken bütün bulgular ve tedavi seçenekleri muhtemel sonuçları ile birlikte hasta ve hasta yakınları ile açık şekilde ile paylaşılmalıdır. Tıbben önerilebilecek tedavi modellerini hasta ve hasta yakınları çeşitli gerekçelerle bazen de haklı olarak istemeyebilirler. Kesin tedavi ihtimali olan akciğer kanserli hastalar dışında, hastalara belli bazı tedavilerin dayatılmaya çalışılması doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Tedaviye karar vermede tıbbi gerekçelerin yanı sıra hastanın ve hasta yakınlarının istekleri ve beklentileri de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

Akciğer kanseri tedavisi mutlak surette bu konuda deneyimli, hastayı başından sonuna kadar her aşamada değerlendirebilecek, takip edebilecek ve tedavi komplikasyonları ile başa çıkabilecek uzmanlarca verilmelidir. Akciğer kanseri tedavisinin sadece doktorlar tarafından yapılmadığı, aynı zamanda hastanın ve yakınlarının da bu tedaviye önemli katkılarının olması ve desteklemesi gerektiği her zaman akılda tutulmalıdır.

Prof.Dr.Hakan Günen


Diğer Makaleler